Yeni bir dünya ve yeni bir şarkı söyleme zamanı gelmedi mi?
Yeni ve farklı bir dünya var artık karşımızda. Özellikle eski kuşaktan oluşan dini yapılar ile kurumsallaşmış ideolojilerin anlamakta zorlandığı bir dünya bu.
Dogmalarla hareket eden bu nedenle değişim ile dönüşümü kabullenemeyen kökleşmiş neredeyse hantallaşmış yapılar bu yenidünyaya uygun yeni bir şarkı yaratamadıklarında sadece kendilerine değil topluluklarına da aydınlık yarınlar sunamayacaklar.
Neden mi Bu bilgi notunu tarihe (sanal da) not düşmek istedim?
Son katıldığım okuyucu sohbetlerinde kalıplaşmış ideolojilere göre yapılan okuma ve algılamada her şeyin herkesi yanlış sonuca götürdüğünü hep birlikte fark ettik.
O halde doğru okuma ve doğru sonuç için sağ ve sol, milliyetçilik, inançlar gibi algıları kuramcıların çağın ihtiyaçlarına göre revize etmesine ihtiyaç var.
Dogmalaşan ideolojiler ve inançlarla bugünü doğru okuyamayan zihinler yerini sağlıklı ve güncel düşünen yeni kuramcılara bırakmalı.
Bu yüzden sevgili Yonca Alphan’ın paylaşımını bu değişimin zorunluluğunu ortaya koyması açısından önemli buldum.
“….ING Bank çalışanlarının ve müşterilerinin katıldığı bir Uluslararası Ticaret Semineri organize etmiş. Sunum yapanlardan biri de Ludovic Subran, Euler Hermes’in baş ekonomisti.
Şunları söylemiş;
Artık klasik ekonomi teorileri yetersiz gelmeye başladı, çünkü dünyadaki tüketicinin profili ve davranış biçimi değişmeye başladı. (18-35 yaş arası) Alışılmışın dışında reaksiyonlar veriyorlar.
O yüzden onları algılamadan ekonominin seyrini ve gidişini anlamamız zor.
Bu yeni tüketicilerin özellikleri ve yaşam felsefeleri nedir?
Bir bağımlılıkları yok.
Bu yüzden milliyetçilikten uzaklar.
Dünya vatandaşı olmayı hedefliyorlar.
Dinlere ve ideolojilere karşı soğuklar. Ama hayvan haklarına, çevreye, insan haklarına duyarlılar.
Genel olarak aktivistler. Sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorlar.
Algıları çok açık, çok hızlı öğreniyorlar.
Sabah 9 akşam 5 tipi işlerde çalışmak istemiyorlar. Yaratıcı, yükselen trendi olan, uluslararası işlerle ilgileniyorlar.
Konut alıp hayat boyu ev kredisi ödemek istemiyorlar. Air-bnb gibi ev kiralama sistemleri ile dünyanın her tarafında yaşayabiliyorlar.
(Bu sistemin ilerde şehir otelciliğini bitireceği konuşuluyormuş bu arada. Çok daha makul fiyatlarda Paris’in göbeğinde bir evde kalabiliyorsunuz)
Evlenip tek bir kişi ile ömür geçirmeye sıcak bakmıyorlar.
Evlenirlerse de sürmüyor, bir kaç yılda boşanıyorlar.
Çocuk sahibi olmaya da sıcak bakmıyorlar. Daha ileri yaşlarda, belki bir çocuk.
Lüks araba alıp borç ödemek istemiyorlar.
Bu sistem hantal geliyor onlara. Duruma göre bisiklet, motosiklet, taksi ve metroyu tercih ediyorlar.
Haute Coutere denilen lüks giyime de bakış açıları farklı. İmkanları olsa bile bu markalara büyük paralar harcamak istemiyorlar.
Onun yerine şık, spor, rahat kıyafetleri seçiyorlar.
Slogan “Ulaşılabilir Lüks”
(Geçenlerde haber olmuştu. Üst sınıf markası Balmain, H&M için uygun fiyatlı koleksiyon hazırladı. Çünkü pahalı ürün satan markaların satışlarında düşüş varmış ve daha geniş kesimlere mal satmak istiyorlarmış. Muhtemelen yok olma tehdidi ile karşı karşıyalar.)
Teknolojiye ve iletişime sınırsız para harcayabiliyorlar, çünkü bu onlar için özgürlük demek.
Konuta, arabaya, lüks giyime para harcamak yerine eğlenceye, yeme-içmeye ve seyahate para harcıyorlar.
Bir kaç yıl çok çalışırlarsa sonraki bir iki yılı dünyayı gezmek için ayırmayı hedefliyorlar.
Emekli olarak ve konut alarak güvence sağlamakla ilgilenmiyorlar.
Bunun yerine yükselen trendi olan işlerde yaratıcı buluşlar ve işler yaparak hayatları boyunca yetecek paraları kazanmayı hedefliyorlar.
Anı yaşıyorlar.
Tasarruf yapmıyorlar.
Yani kısacası hayatlarını ev, araba, okul taksitlerine gömmeyi istemiyorlar.
Dolayısıyla genel ekonomi kuramlarında geçen “şu koşullar gerçekleşirse tasarrufa ya da tüketime yönelme olur” gibi teoriler işlememeye başlıyor.
Çünkü tüketici profili değişiyor.
Dünya ekonomisinde durgunluk baş gösteriyor. Klasik tüketim düşüyor.
İlerde bu konuda yazılan teorilerin Nobel Ekonomi Ödülü alacağı söyleniyor.
Yukarda bahsedilen profil, Gezi olaylarında ortaya çıkan ve hepimize “bunlar da kim” sorusunu sorduran gençlerin profili aslında.
Ve İran’ı da şu anda değişime zorlayan içerdeki bu kesim.
Daha fazla özgürlük talep ediyorlar…. “
MUTLULUK NEDİR?
Mutluluk nedir, hiç sordun mu?
Sana öğretilenler mutlu olmana yetiyor mu?
Bir düşün.
Kimse var mı etrafında gerçek mutluluğu bulmuş, bedeninin her zerresinde hissettiği daimi bir mutluluğu.
İnsanoğlu ömrü boyunca mutluluğu arar durur.
Hiç bakmayı düşünmez kalbinin derinliklerine.
Bir baksa görecek asıl olanı, asıl mutluluğu, asıl sevgiyi, asıl aşkı…
Kalbin derinliklerine inmek kolay değil.
Çok zor, acı bir yol.
Bu yol yerine, insanoğlu mutluluk zannettiği şeylerin etrafında dönüp durur.
Ta ki kalbinin içindeki okyanus harekete geçtiğinde onu hissedene kadar.
İşte o zaman aslını, özünü hissetmeye başlar.
Bildiği ve unuttuğu gerçek mutluluğu aramaya başlar.
Kalbinin en derinlerinden gelen bu çağrıyı duymazdan gelemez.
Yanar kavrulur, vaz geçmez, geçemez…
Amacı budur artık, bilir.
Ödülü çok büyüktür.
Aslıyla bütünleşmek mutluluğa erişmektir.
CAN SIKINTISI İÇİN REÇETE
Keyfinizi kaçıran, canınızı sıkan ve gereksiz olan tüm bağlarınızdan kurtulun.
Devamlı şikayet eden ve sizi ilgilendiren şeylerden bahsetmeyen insanlardan yavaş yavaş uzaklaşın.
İşinizin sizi gerçekten heyecanlandırıp heyecanlandırmadığını, severek yapacağınız başka bir işe yönelme şansınız olup olmadığını düşünün.
Her zaman yapmak istediğiniz ve yapamadığınız dil öğrenmek, enstrüman çalmak veya amatör tiyatro grubuna katılmak gibi şeyleri düşünün.
Son yıllarda hayatınızı esir alan alışkanlıklarınızın dışına çıkın.
Yeni insanlarla tanışabileceğiniz yeni ortamlara girin.
Her gün en az bir şey öğrenin.
Ara sıra küçük çılgınlıklar yapın.
TAVSİYELER
Dost Bir Bilgeden Tavsiyeler
İnsanlar, mekanlar, veya alışkanlıklar dahil tüm negatif enerji kaynaklarından kurtulun.
Olaylara farklı açılardan bakın.
Bugünü yakalayın; Dün gitti, yarın da belki hiç gelmeyecek.
Ailemiz ve dostlarımız gizli hazinelerimizdir, bu zenginliğin keyfini çıkarın.
Hayallerinizin peşinden gidin.
Keyfinizi kaçırmaya çalışanları görmezden gelin.
Eyleme geçin.
Çok zor gözükse de uğraşın, o zaman daha kolay gözükecektir.
Tekrar etmek mükemmellik getirir.
Yarı yollarda vazgeçenler asla kazanamazlar, kazananlar asla yarı yolda vazgeçmezler.
Okuyun, çalışın ve en önemlisi hayata dair her şeyi öğrenin.
Olacakları öngörmeye çalışmaktan vazgeçin.
Her şeyden çok isteyin.
Yaptığınız her şeyde mükemmel olmaya çalışın.
Hedeflerinize yönelin ve onlar için savaşın.
DOĞRULARIM
Doğrularım var benim kimse için vazgeçemeyeceğim, her ne olursa olsun boş vermeyeceğim!
Kimselere beğendirmek zorunda olmadığım; beni ben yapan, kimseler yokken yanımda olan benliğim!
Değişemem kimse için ve vazgeçemem inandıklarımdan kimseler için.
Vazgeçmemeli inandıklarından insan; kaybettikleri; kaybedemem dedikleri de olsa; kaybetmeyi göze almalı sızlanmadan!
Belki gidenler olacaktır ama içim rahat etmeli başımı yastığa koyduğumda!
Yokluklarına üzüldüklerim olacaktır mutlaka da; ama eğilip bükülmekte; yakışmaz üstüme son moda da olsa!
Değişemem hiç bir şey için ve hiç bir şeyleri de olsa bir zamanlar “her şeyleri” olduklarım için.
Karaya beyaz diyemem.
Benimle, ben olduğum için gelmeyenlerle; birlikte kalamam yanımda olmaları için!
Kendinden vermemeli insan, vazgeçmemeli doğrularından.
Rüzgarın önündeki yapraktan, daha da fazlası olmalı insan!
“Düşünebilen tek canlı insandır” deyişini ders kitaplarında, unutmadan!
El açmak değildir yaşamak; başkalarının istediği gibi olmak
Kendini unutup başkaları için yaratılmış gibi yaşamak.
Yaşamak; hayata varlığınla anlam katmak!
Alıntı
HAYAT DERSİ
- Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.
- Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.
- Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin.
- İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.
- Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.
- Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez.
- Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın.
- Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.
- Bir insanı bulunduğu mevkiiyle değil, göz koyduğu mevkiiyle ölçmek gerekir.
- En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.
- Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır.
- İnsanın gerçek gücü sıçrayışta değil, sarsılmaz duruştadır.
- Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür.
- İnsanların çoğu onu yapıyor diye yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz.
- Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin. Küçümsediğin her şey için, gün gelir önemsediğin bir bedel ödersin.
- Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma: önce senin ellerin kirlenecek.
- Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor
DOSTLUK
Hayatta en sevmediğim adamlar dostlarını arkadaşlarını satanlardır. Dostluk var ya dostluk öyle ince bir şeydir ki dostluk, kazanması yıllar sürer kaybetmesi saniyeler. Bir kere dostunu kaybettin mi aynı sevgiyi katiyen bir daha bulamazsın. Ne demiş yüce Mevlana; Ben dostlarımı ne kalbimle ne aklımla severim, olur ya kalp durur akıl unutur. Ben dostlarımı ruhumla, severim ruhumla. Çünkü ruh ne durur ne de unutur.
Okan Celen
EĞİTİM EVDE BAŞLAR
Velilerin Sorumsuz Olmasından Yakınan Okul Yönetimi Astığı Afişle Ünlü Oldu
Yıllardır tartışılan bir soru var. Okulun sorumlulukları nerede başlar ve nerede biter?
Bu sınırı çizmek son derece önemli. Çünkü okuldan öğrenilecek şeyler ile evde öğrenilecek şeyler birbirinden farklı.
Portekiz’deki bir okul konuya dair bir afişi okulunun duvarına astı. Afişte yazılan ve internette paylaşılan mesaj olay oldu!
Okulun duvarına astığı ve fotoğrafını çekip Facebook’ta paylaştığı afiş kısa sürede dünyaya yayıldı.
Kulağa basit gelen ancak göz ardı edilen bu çok önemli gerçekleri bütün ebeveynlerin okuması gerekiyor.
İşte afişte yazanlar:
“Sevgili veliler
Hatırlatmak isteriz ki “Merhaba”, “Lütfen”, “Rica ederim”, “Özür dilerim”, “Teşekkür ederim” gibi ifadeler önce evde öğrenilir.
Yine dürüstlük, arkadaşa, yaşlılara ve öğretmenlere saygı da ilk evde öğrenilir.
Temiz olmak, ağzında yiyecek varken konuşmamak ve düzenli olmak da önce evde öğrenilir.
Sorumluluklarını bilmek, eşyalarına ve değerlerine sahip çıkmak ve başkalarının eşyalarına el sürmemek yine evde öğrenilen şeylerdir.
Bizler okulda yabancı dil, matematik, tarih, coğrafya, fizik, kimya ve biyoloji gibi şeyler öğretiriz. Unutmayın ki eğitim evde başlar!
KENDİNİZLE YARIŞIN
Öğretmen sınıftaki zeki ama aynı zamanda kıskanç öğrenciye sordu:
“Niçin arkadaşlarını çekemiyor, onların yaptıklarını bozup kavga ediyorsun?”
Öğrenci:
“Çünkü onların beni geçmelerini istemiyorum. En iyi ben olmalıyım!” dedi.
Öğretmen masasından kalkıp, eline bir parça tebeşir aldı ve tahtaya bir çizgi çekti. Öğrencinin yüzüne bakıp bu çizgiyi nasıl kısaltırsın diye sordu.
Hemen atılan öğrenci, “Çizginin bir parçasını silerim!” dedi. Öğretmen bu cevabı kabul etmedi.
Öğrenci biraz daha düşündü ve eliyle çizginin bir bölümünü kapattı. “İşte kısaldı!” dedi. Bu cevap da yanlıştı.
Doğru cevabı alamayacağını bilen öğretmen, tahtaya ilkinden daha uzun çizgi çekti ve “Şimdi birincisi nasıl görünüyor?” diye sordu.
“Daha kısa” dedi öğrenci ve başını eğdi.
“Bilgini ve yeteneklerini arttırarak kendi çizgini uzatman rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir” dedi öğretmen.
Kendinizle yarışın, başkalarıyla değil.
SEVMEYİ ÖĞRENMEK
Bugün sekiz yaşındaki kızım uyumadan önce bana, “Anne, hayat bana bazen çok zor geliyor.” dedi.
“Mesela, şu an sana en zor gelen şey ne?” diye sordum.
Çarpım tablosunu ezberlemekmiş.
Kafamdan milyon düşünce aynı anda, itişe kakışa geçtiler.. İçimden dedim ki, “Şu an çok dikkatli seçmem gerekiyor sözlerimi.. bir durun.. beni panikletmeyin.”
Psikologlar tembihliyor, çocuğunuz korktuğunda veya endişelendiğinde ona ‘Korkacak bir şey yok ki…’ demeyin. Hem faydası olmaz, hem de onun duygularını hor görmüş, yok saymış olursunuz.
‘Sence dünyaya neden geliyoruz?’ diye sordum ona…
“Sevmeye” dedi.
Bütün kafamdaki kurgu alt üst oldu bir anda.. Çocukların düşünceleri, bizim içinde debelendiğimiz gündemle kirlenmediği için öyle saydam, öyle net, öyle tertemiz oluyor ki, kalakalıyorsunuz.
“Çok doğru, sevmeye geliyoruz” dedim.
Ama bir şey daha var : “öğrenmeye” de geliyoruz.
Bak, ben bu yaşımda hala öğreniyorum. 100 yaşıma gelsem hala öğreneceğim şeyler olacak. Mesela, önceleri defalarca izlediğin bir filmi tekrar tekrar hep izlesen ne hissedersin?
“Sıkılırım “ dedi.
Hah işte dedim, hayat da sen sıkılma diye, sana hep yeni şeyler öğretir. Yeni filmler izletir. Her yeni öğrendiğin bilgi sana yeni güzel bir kapı açar.
Tabii, her bilgi güzel kapılar açmıyor, kimi bilgiler de açtığın kapının karanlık tarafını gösterebiliyor sana, e o zaman da kendini korumayı, dikkatli olmayı filan öğrenirsin.
Bunu aklımdan geçirdim, ama söylemedim, hepsini bir anda yükleyip fındığımı şok etmenin de bir anlamı yok sonuçta…
Şimdi uyudu, ben de oturup düşünmeye başladım.
“Dünyaya neden geliyoruz? “ müthiş bir soru aslında.
Yazının tam burasında bir durun, ve kendinize sorun.
Kaldınız değil mi?
O kadar detayda boğuluyoruz ki, ana fikri unuttuk biz.
Her birimizin kendine sorması gereken soru bu.
Kendinize bir liste yapın. Hayat amacım nedir diye..
Ev sahibi olmak, arabayı değiştirmek, kredi kartlarını ödemek, çocuklarınızın okulunun taksitleri, seyahate gitmek, çok beğendiğiniz o mobilyayı, o çantayı, o saati, o tableti, o bilgisayar oyununu almak…
Göreceksiniz ki çoğu satın almakla, para harcamakla ilgili..
Veya terfi etmek, iş kurmak, vs…
Ödül kazanmak var mı hedeflerinizde?
Yeni bir keşif yapmak var mı?
İnsanlığa faydası olacak bir ilaç bulmak var mı mesela?
Unutulmayacak bir beste yapmak?
İnsanların içine işleyecek bir şiir yazmak?
Birilerinin hayatına ışık olmak?
Bir ağaç dikmek?
Sevgili Behiç Ak, bir röportajında , “ Ülkemizde yetişkinler, felsefe ve düşünceye dayanarak bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışmadılar. Bunun yerine yaşam tarzı ‘satın almaya’ çalışıyorlar. demiş, not almışım.
“Düşünerek ve emekle toplumsal olarak oluşturulabilecek bir şeyi, parayla kişisel olarak satın almaya çalışmak…” güzel ülkemin en büyük sorunlarından biri bu.
Her şey maddi güce endekslenince tek hedef başarı, başarının da tek odağı para haline geldi.
İstemiyoruz çoğumuz bu çarka girmeyi aslında, ama sanki korkunç kalabalık bir çevreyolunda, beşinci vitese takmış gidiyoruz topluca ve vites küçültemiyoruz.
Sizi bilmem ama benim aklıma sık sık arabayı kenara çekip, kırlara doğru yürümek geliyor.
Bu toplumsal çılgınlığın tek ilacı, bana göre “doğa”. Yani zihnimdeki kaosu tek yatıştıracak şey benim için o.
Mesela kıpkırmızı gelinciklerle dolu bir tarlada gün batımı yürümek… Mesela, yemyeşil bir vadide, şırıl şırıl akan suyun sesini dinlemek… Kızacağım tek şey, sırtımı yasladığım ağacın tepesinde bet sesiyle öten karga kardeş olsun istiyorum.
O zaman işte, düşüncelerimin üstündeki bulutlar dağılıveriyor. Sakin, huzurlu ve verimli düşünebiliyorum. Kime niye kızdığımı, kimi niye sevdiğimi, kendimle kavgamı nasıl çözeceğimi, serin serin süzgeçten geçirebiliyorum.
Geri geri çekilip resme bir uzaktan bakın bence.
Niye geldiniz?
‘Sevmeye.’
‘Öğrenmeye.’
” Sevmeyi öğrenmeye.. ! ”
Sekiz yaşındayken 8 x 8 kaç diye sorduklarında hayat zordu.
Çaresi neydi peki? “Ezberle gitsin.”
Bugün bunca ölüm, bunca savaş, akıl almaz şiddet olayları hayatı zor kılıyorsa, sorun kendinize…
Çaresi ne?
“Sevmeyi öğrenmek”
Ezberleyin gitsin : “Sevmeyi öğrenmek”.
Bige Güven Kızılay
Hayal Ağacım – Hayykitap
Sayfa 213 ( Arabayı Kenara Çekebilmek )