YORULDUM

Seviyormuş gibi yapanlardan,
Gitmeyecekmiş gibi ümit verenlerden,
Tutacakmış gibi söz verenlerden,
İyi biriymiş gibi davrananlardan,
Göründüğü gibi olmayanlardan,
Olduğu gibi görünmeyenlerden,
Yapmacık insanlardan,
Birine güvenip pişman olmaktan,
Verdiğim değerin boşa gitmesinden,
Herkesi insan yerine koymaktan,
YORULDUM.

SIFIR

Sıfır bir değer değildir. Bir sayı bile değildir. Ancak bir sayının yanına gelince değer yaratır. Tıpkı sevda gibi. Sevdanın da tek başına değeri yok. İlle de biri olmalı. Sıfır ne kadar çoksa sayı o kadar çoğalır. Sevda da ne kadar çoksa insan o kadar çoğalır. Büyür. Biri dese ki, Sevdamı al, kendine ekle, bir ömür ile çarp, sonra sonsuza eşitle. Yine değeri sıfır olur mu senin için?
7 Numara

HAYAT BU

Üzülüyorsun, takma diyorlar,
Kızıyorsun, değmez diyorlar,
Boş veriyorsun gamsız diyorlar.
Konuşuyorsun, muhatap olma diyorlar,
Çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar,
Alttan alıyorsun, tepene çıkardın diyorlar.
Bağırıyorsun, sakin ol diyorlar,
Aklı başında davranıyorsun, bu kadar uslu olunmaz diyorlar.
Ölünce ne diyecekler?
Muhtemelen… Ölüm sana yakışmadı.
Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler!
Neyzen Tevfik demiş ki:
Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer…
İçsen de tükenir içmesen de;
Bu yüzden hayattan tat almaya bak…
Çünkü yaşasan da bitecek…, yaşamasan da…

SEVGI VE DOSTLUK

Kavgayı bir yaprağın üzerine yazmak isterdim, Sonbahar gelsin yaprak dökülsün diye. Öfkeyi bir bulutun üzerine yazmak isterdim, Yağmur yağsın bulut yok olsun diye.. Nefreti karların üzerine yazmak isterdim, güneş açsın karlar erisin diye.. ve Dostluğu ve Sevgiyi yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye..

KÜÇÜK PRENS KİTABINDAN ALINTILAR

“Küçük Prens” Kitabından Büyük Anlamlar Taşıyan 8 Alıntı

  1. “İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.”
  2. “En zoru budur. Kendini yargılamak , başkalarını yargılamaktan çok daha zordur. Kendini gerektiği gibi yargılayabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.”
  3. “Bazen sevdiklerinizin özgürce uçmasına izin vermeniz gerekir.”
  4. ”Kelebeklerle tanışmak istiyorsam, bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundayım.”
  5. “İnsanların artık anlamaya zamanları yok. Dükkanlardan her İstediklerini satın alıyorlar. Ama dostluk satılan bir dükkan olmadığı için dostları yok.”
  6. “Örneğin öğlenden sonra saat dörtte gelsen, ben üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım.”
  7. “Büyükler sayılardan hoşlanır. Onlara yeni bir dostunuzdan söz açtınız mı, hiçbir zaman size önemli şeyler sormazlar. Hiçbir zaman: ”Sesi nasıl? Hangi oyunu sever? Kelebek toplar mı?” diye sormazlar. “Kaç yaşındadır? Kaç kardeşi var? Kaç kilodur? Babası kaç para kazanır?” diye sorarlar. Ancak o zaman tanıdıklarını sanırlar onu. Büyüklere: “Pembe kiremitten bir ev gördüm, pencerelerinden sardunyalar, damında güvercinler vardı” derseniz, o evi bir türlü gözlerinin önüne getiremezler. Onlara: “Yüz bin liralık bir ev gördüm” demeniz gerek. O zaman: “Aman ne güzel!” diye bağırırlar.”
  8. “Sahibi olmayan bir elmas bulursan, o elmas senindir. Sahibi olmayan bir ada bulursan, o ada senindir. Bir buluş yaparsan patentini alırsın, buluş senin olur. Mademki yıldızlara sahip olmak benden önce kimsenin aklına gelmedi, yıldızlar benimdir.”

DEĞERLER Mİ? NE DERLER KORKUSU MU?

Ünlü iletişim psikolojisi uzmanı Doğan Cüceloğlu bir seminerinde yere bir parça ekmek koymuş ve “Bu ekmeğe basabilecek birisi var mı?” diye sormuş salondakilere. Hiç ses çıkmamış tabii. “Sahneye gelip bu ekmek parçasına basana 100 dolar vereceğim” diye devam etmiş. Salondan yine çıt yok… Fiyatı artırarak 5000 dolara kadar getirmiş. Bu sırada salonda bulunanlardan birisi, “Hocam, istersen 500 bin dolar ver, yine bize o ekmeği çiğnetemezsin, boşuna uğraşma!” demiş. Doğan Hocam da, “İşte değerler eğitimi budur” diye noktayı koymuş… Para vererek ekmek çiğnetebileceğiniz insan sayısı yok denecek kadar azken, bedavaya yalan söyleyen, dedikodu yapan insanların bu kadar çok olması biraz garip değil mi? Acaba yalan söyleme konusunda bu kadar hassas olamaz mıydık? Veya herhangi bir toplulukta birisi gıybet etmeye başladığında herkes tepki veremez miydi? Yere düşen ekmeği çiğnememek için duyduğumuz hassasiyet, yerlerde sürünen bazı değerlerimiz çiğnenirken niçin kendini göstermiyor acaba?”

MUTLU OLALIM

Ben sana; “Gel beraber mükemmel bir çift olalım, hiç ayrılmayalım, herkes bizi kıskansın.” demiyorum ki.
Gel diyorum beraber insanları boş vererek şarkı söyleyelim. Dört dörtlük söyleyelim de demiyorum ki.
Bilmediğimiz yerleri sallarız Allah ne verdiyse.
Ben sana gel beraber yemek yapalım, mükemmel kekler pişirelim demiyorum ki. Mahvedelim edelim; yemeği de mutfağı da. Ama yiyelim yine de biz yaptık diye.
Sonra gel harika bir hayatımız olsun demiyorum ki. Kavga edelim, ayrılalım. Aşkı kuvvetlendiren ayrılıklar değil midir zaten? İşte, olsun. Sıkıcı bir beraberlik olmasın. Kavga da olsun arada.
Beraber kitap okuyalım, kültürlü iki çift olalım demiyorum ki ben sana. Gel diyorum, beğendiğimiz kitapları alalım kültürlü olmak mı? Boş ver. Zevkimize uygun okuyalım. Sadece beraber okuyalım diyorum.
Sonra ben sana numaradan korku filmi izleyelim böylece bana sarıl, romantik olur demiyorum ki. Gel diyorum, ya komik bir film izleyelim kahkahalarla eğlenelim. Ya da hüzünlü bir filmle gözyaşlarına boğulalım. İçimizden nasıl geliyorsa yani.
Sonra ben sana romantik akşam yemekleri yiyelim, sana çiçekler alırım, öp beni demiyorum ki. Gel diyorum, söyleyelim bir çiğ köfte, yiyelim beraber.
Sonra ben sana gel sinemaya gidelim, güzel filmler izleyelim, gezelim beraber demiyorum ki. Gel diyorum, alalım formaları maça gidelim, bağıralım avazımız çıktığı kadar.
Sonra ben sana karda güzel fotoğraflar çektirelim, kıskandıralım insanları demiyorum ki. Gel diyorum al şu kartopunu fırlatalım beraber milletin kafasına.
Sonra diyorum gezelim kaykayla, basketbol maçı yapalım beraber.
Ben demiyorum ki sana; Mükemmel bir çift olalım, kusursuz, harika anlaşalım. Benim istediğim gibi mükemmel adam ol. Ben diyorum ki sana; gel benimle hayatını yaşa. Kimsen o ol, değiştirme kendini, doğal olalım. Ne istiyorsak onu yapalım.
Gel diyorum bak, söylüyorum.
Gel; boş verelim insanları, keyfimize bakalım, MUTLU OLALIM..

BAHAR TEMİZLİĞİ

Kulpu kırık fincanları,
‘Zayıflayınca giyerim’ kotunu,
Son 5 aydır giymediğiniz kıyafetleri,
Arka balkona tıkıştırdığınız, bir gün yüzünü yenilerim pırıl pırıl olur dediğiniz o sandalyeyi,
Dibi kararmış tencereyi,
Taşındığınız hangi evden kaldığı, hangi kapıyı açtığı artık meçhul olan o anahtarları,
Sırf genç ve güzel çıkmışsınız diye yanınızda o hiç sevmediğiniz tiple poz verdiğiniz fotoğrafı,
Çekmecenin dibindeki müzik kasetlerini (kaset mi kaldı allah aşkına) ATIN
Ohh bir ferahlayın bakalım.
Tamam mı?
Şimdi ihtimalleri atın.
‘Olacaktı, son anda olmadı’ları atın, olmamış işte.
Takılıp kaldığınız o günü, Düşünüp durduğunuz o lafı.
ATIN Küstüğünüz için uzun zamandır görmediklerinizin aklınızda kalan son görüntüsünü, Alındıklarınızın, gücendiklerinizin hiç umurunda olmayan o ‘olayı’ ATIN O hiç beceremediğiniz yemeğin tarifini,
Kestiğiniz eski gazete küpürünü,
İçinizi kemiren o ukdeyi ATIN
Zamanı gelince yiyeceğiniz soğuk intikam yemeğini de dökün. Soğuk yemeğin hiç tadı olmaz.
Cevabı olmayan soruları
Kaçırdığınız fırsatları
Atıldığınız işleri
Beceremediğiniz ilişkileri
Kişisel gelişim kitaplarını
ATIN
Arkanızdan konuşanları,
Önünüzü kapayanları,
Alamadığınız terfiiyi,
Oturamadığınız evi,
‘Şimdiki aklım olsa’ları
Aldığınız en kötü karneyi, Hatta en iyi karneyi,
Çalışmayan saatleri,
İşe yaramayan fikirleri,
Kaçan trenleri,
Zamansız yaşlandıran dertleri,
‘O gün’ olanları,
Halının altına süpürdüklerinizi,
Dolabın dibine iteklediklerinizi
ATIN
Bakın, ne güzel güneş çıktı

MUTLU ÖMRÜN 10 SÖZÜ

Her insan mutlu bir hayat sürmek, kendini mutlu hissetmek ve de huzur içinde ölmek ister. İstemek ile gerçekleştirmek arasındaki fark da işte tam bu noktada devreye girer… Philip E. Humbert adlı bir yazar / yaşam koçu, “İnsanlara mutlu yaşamın anahtarını 10 kuralda toplayacak olsam, hangi deyişleri seçerdim?” diyerek, yaptığı bir çalışma sonrası bir liste hazırlamış. Humbert, hayatı işte bu 10 özdeyişin penceresinden keşfetmiş.

  1. Kendini tanı (Sokrates)
    Kendi içinde yolculuk yap. Günlük tut. Kalbin, gönlün, vicdanın ne diyor? Neyi öne çıkarıyor? Dünyaya bilinçli bakmanın yolu başta bu iç yolculuktan geçiyor.
  2. Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol (Mevlana)
    Dürüst ol, adil ol, hakça düşün. İçinden gelen sesin öne çıkardığı değerleri koru. Hayatta bir şeyleri korumak için ayakta kalmazsan, her şey seni düşürür.
  3. En yukarıda aşk var (Aziz Paul)
    Sesi müziğe dönüştüren aşktır. Aşk olmazsa, sevgi ilişkileri yoksa, özen eksikse, hayatın kuru bir daldan farkı kalmaz.
  4. Dünyayı hayal gücü döndürür (Albert Einstein)
    Yaptığımız her şey hayal kurarak başlar. Hayat herkes için; hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en iyisi, olabileceğinin en güzeli peşinde gitmektir. Bobby Kennedy’nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve “Neden?” diye soruyor. Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve “Neden olmasın?” diye soruyorum
  5. Fazla güzellik göz çıkarmaz (Mae West)
    Güzel hayat doya doya yaşanır. Mutluluk paylaşılır, hayatı sevme hissi coşkuyla beraber gelir. Ruhun müziğinde “Haydi bastır, göster kendini” temposu vardır. Kibir değil, coşku!
  6. Fırsatlar yakalandıkça çoğalır (Sun Tzu)
    Başarı cesaret ister, başlangıçtaki cesaret sonradan inanca dönüşür. İnanç insanlığa daha iyi hizmet arzusuna dönüştüğünde, fırsatlar yelpazesi yukarı bir seviyede tekrar açılır.
  7. Ya yap ya yapma. Denemek yok! (Yoda -Yıldız Savaşları)
    Hayat seri hareket, karar ve kararlılık gerektirir. Tereddütte kalanlar geride kalır. Hayatın üstüne gitmezseniz, hayat sizin üstünüze gelir.
  8. Mükemmellik, ekleyecek bir şey kalmadığında değil, alınacak bir şey kalmadığında oluşur (Antoine de St. Exupery)
    Hayatınızı basitleştirin. Basite indirge, indirge, bir kere daha indirge… O zaman ne kalıyor ona bak. İstekler listenizi kısa tutun. Kısa tutun ki, odaklanabilesiniz. Güneş ışığına büyüteç tutmak gibi konsantre olmazsanız, hayatı yakamazsınız.
  9. Kabiliyet yoksa sanatçı olmaz, ama çalışılmadıkça kabiliyet hiçbir işe yaramaz (Emile Zola)
    Ancak akıllı, bilinçli ve odağı şaşmayan çabalar sonrası, olası potansiyelin yapabilecekleri gerçekleşir. Elması yontmadıkça elinizde sadece bir taş parçası vardır.
  10. Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak… Diğeri her şey mucizeymiş gibi yaşamak (Albert Einstein)
    Humpert eklemiş: Şükretmeyi unutmamak gerek!

ACI GERÇEK

Evime televizyon geldiğinde okumayı unuttum.
Araba kapıma geldiğinde yürümeyi unuttum.
Elime telefon aldığımda mektup yazmayı unuttum.
Bilgisayar evime geldiğinde hecelemeyi unuttum.
Evime klima aldığımda serinlemek için ağaçların altına gitmeyi unuttum.
Şehirde kaldığımda çamurun kokusunu unuttum.
Bankalar ve kartlarla uğraşırken paranın değerini unuttum.
Parfümün kokusuyla taze çiçeklerin kokusunu unuttum.
Hızlı ama zararlı yemeği keşfettiğimde milli yemekleri pişirmeyi unuttum.
O kadar çok koşturdum ki durmayı unuttum.
Ve son olarak whatsapp’ı indirdiğimde konuşmayı unuttum.