HEPİMİZ MUTSUZUZ

Başını açana, kapa diyoruz, kapayana aç diyoruz; okuyana, okuma diyoruz, okumayanın psikolojisini bozuyoruz. Öyle kahkaha atma, çocuklu kadınsın, diyoruz; ay hiç kaç çocuk annesine yakışıyor mu, bak türban takmış ama bir ton makyaj, şuna bak kırmızı ruj sürmüş saçı da sarı, o pantolon şimdi hiç olmuş mu, biraz kilo ver bari, diyoruz. Kilo verene, ıyy hasta mısın biraz kilo al, diyoruz. Üniversiteyi bitirene yüksek lisans yap, onu yapana doktora yap, bunları yapana oku oku nereye kadar, diyoruz. Hiçbir şey yapmayana evlen, evlenene çocuk yap, onu yapana ikinciyi yap, hepsini yapana o çocuğa öyle bakılmaz, böyle bakacaksın, diyoruz. E artık çocuğun var, alış bunlara, diyoruz. Bakıcıya çocuk bırakana vicdansız diyor, evde oturup çocuk bakanı hakir görüyoruz. İşte her an herkesi fütursuzca yargılayıp infaz ediyoruz. Bunlara isyan edene ukala, çok bilmiş diyoruz. Kimsenin kendisi olmasına , mutlu olduğu gibi yaşamasına izin verilmeyen bir toplumda yaşıyoruz.
Hepimiz mutsuzuz.
Alıntı

ŞEMS DİYOR Kİ

Şems Diyor ki.”Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın…
Bildiklerini unut… Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla. Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et…
Gıybet etme sakın, bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker. Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.
Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar. Kainatın matematiğidir. Bir koyar, bir alır insan. Bilmeden kendi hesabını dürer.
Hiçbir konuda emin olma. Kendini ayrıcalıklı sayma. Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme. Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.
Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir.
Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol. En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.
Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy. Açık bir kapı bırak daima.
Ne kadar bilsen de hiç bir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma.
Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden. “Bildiklerini Unut” diyor Dost! “

PASTA KITIRI

Pasta Kıtırı
Ona kızgın olduğunu biliyorum.
Neden şunu denemiyorsun ?
Ona bir mektup yaz.
Bütün duygularını dök.
Öfkeni ve hayal kırıklığını anlat.
Hiçbir şeyi gizleme.
Sonra mektubu bir çekmeceye koy.
İki gün sonra oku.
Hala yollamak isteyecek misin bakalım?
Ben öfkenin ve pasta kıtırının iki gün sonra yumuşadığını öğrendim!!
Alıntı

KÖPRÜNÜN VERGİSİ

Vezirler huzura çıkmışlar;
─ Padişahım, hazinede para kalmadı. Yeni vergilere ihtiyacımız var, demişler…
Padişah, kavuğunun altından kafasını kaşımış;
─ Eeee! Ne vergisi koyalım? demiş.
─ Köprülere adam koyalım, geçenden bir akçe alsınlar!
Padişah;
─ Tamam, demiş.
Aradan bir süre geçtikten sonra Padişah sormuş vezirlerine;
─ Tepki var mı?
─ Hiç bir tepki yok hünkarım!
─ İyi o zaman köprünün diğer tarafına adam koyun, çıkandan da bir akçe alsın!
Aradan bir süre geçmiş, Padişah;
─ Var mı şikayet?
─ Yok!
Halkının tepkisizliğine kızan Padişah, gürlemiş:
─ Köprülerin ortasına da adam koyun, gelip geçeni becersin!
Aradan birkaç gün geçmiş, hala bir tepkinin olmamasına içerleyen Padişah, çağırmış vezirlerini;
─ Köyün birine gidelim. Halkı dinleyelim hele bir, demiş.
Gitmişler köye, Padişah sormuş;
─ Var mı şikayet? Ses yok. Padişah;
─ Var mı şikayet? Konuşun yoksa, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayacağım, diye gürleyince arkalardan cılız bir ses duyulmuş;
─ Padişahım, o köprünün ortasındaki adam var ya!..
─ Eeee!, demiş Padişah bir umutla…
─ Akşamları çok kalabalık oluyor, sıra uzuyor, bir adam daha koysanız…

VAZGEÇTİM

Sevmekten ne zaman vazgeçtim?
Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi; çünkü sevgim yüceydi.
Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım. Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.
Alıntı

DOST

Dostluk, her türlü acıya beraber katlanmak değil, her türlü acının üstesinden beraber gelmektir. Senin derdinden kendine dertler yapan, senin mutluluğundan kendine gülümsemeler icat edendir DOST. Yaranı sana hissettirmeden iyileştirendir. Karşındaki konuşurken, kendin konuşuyormuşsun gibi hissettirendir DOST. DOST, acı çektireceğini bildiği halde acı konuşmaya devam eden ve bunun için geride bıraktığı kayıplardan asla pişmanlık duymayandır. Aradığında bulunamayacak kadar az, bulunduğunda aranamayacak kadar çok olandır DOST. DOST hep acı söyler. Bir diğerinin hayatını sırtlanmanın gereğidir bu. Sana rağmen, senin için kırabilir kalbini… Eğer senin gerçek dostunsam ve yine bir gün gitmek zorunda kalırsam, seni bulduğumdan daha iyi bir yere bırakmalıyım. O zaman dostluğun hakkını vermişim demektir.—
Bambaşka-Kahraman Tazeoğlu

İNSAN OLMAYI ÖĞRETİYORUZ

Üzmüşler çocuğu, diğer çocuklar. “Senin baban çöpçü, sen de pis kokuyorsun” demişler. Vicdan duygusu tam gelişmemiştir okul öncesi çocuklarında. Zaman zaman böyle acımasız olabilirler. Sonuçta hepsi çocuk işte. Kırmışlar yavrucağın kalbini. Çocukların güzel yanıdır gönülleri, kırılsa da çok, hemen toparlanmaya meyillidir. Yetişkinlere benzemez, kin gütmezler.
Konuştum babayla. Çok üzüldü, çocuğunun üzülmesine. Dağ gibi adam gözyaşlarını ilk kez ayırdı gözlerinden belki de. “Üzülmek yetmez dedim, bir planım var. Dahil olur musun?” Kabul etti seve seve. “Pis ülke” oyunu oynattım çocuklara bir gün. Türetilmiş (uydurma) bir oyun. Ne bulduysak attık yerlere. Bu arada “kötü koku spreyi” sıktık sınıfa, çocuklar görmeden tabi. Birazdan sınıf dayanılmaz bir kokuya karıştı. Dedim niye böyle oldu* Dediler öğretmenim çöplerden, pislikten. Durun dedim, bakın kapıya, biri gelecek, kurtaracak bizi bu pislikten, kokudan.
Pür dikkat kapıya bakıyor hepsi. Yepyeni sıfır çöpçü kıyafetleri, süpürgesi ve faraşı ile giriyor kahramanımız. Çocuklar büyüleniyor sanki. Bak bak bitiremiyorlar. 1.90 boy. Heybetli mi heybetli çöpçümüz. Başlıyor hemen temizliğe. Bende pencereleri açıyorum hemen. Temiz hava nüfuz edince etkisini kaybediyor kötü koku spreyi. Yardımcı öğretmenimiz de yasemin kokulu oda spreyini sıkıyor birkaç fıs. Çocukların gözü bizi görmüyor zaten. Ama içlerine doluyor mis gibi çiçek kokusu.
Sonra yarım ay düzeninde oturuyoruz çöpçünün karşısına. Konuşuyor prova ettiğimiz gibi. “Çöpçüyüm ben” diyor. “Siz sabahları uyurken daha, ya da gece yarısı mahallenizin çöplerini topluyorum. Arkadaşlarım da var. Onlar da topluyor. Çöpler toplanmasa sokaklardan, her yer bugün sınıfınızın koktuğu gibi kokar. Çöpçülük zordur çocuklar. Çok zor iştir.”
Anlatıyor uzatmadan. Kısa, öz, keskin. Anlattıkça daha da büyüyor adam.
Nasıl dinliyorlar anlatamam. Gözlerini hiç ayırmadan. Hele oğlu. Gurur duyuyor babasıyla ve her sözünde hayran oluyor ona. O bakışa ömür verilir inanın bana. Sonra fotoğraf çektiriyoruz hepimiz kahramanımızla. Alkışlarla ve aşkla uğurluyoruz çöpçümüzü. Bir baba, bir oğul. Tedavi edilmiş iki yürek. İşimiz bu. Yüreğe dokunmak. Hanımlar, beyler! Bir çocuğun alın teriyle para kazanan babasının mesleğinden utanmasına dayanamam. Dayanırsam, öğretmen olamam.
Ertesi sabah soruyor birkaç veli. “Bizim çocuk akşamdan beri büyüyünce çöpçü olacağım diyor. Siz ne öğretiyorsunuz bu çocuklara Allah aşkına?”
Gülümseyerek cevap veriyorum. “İnsan olmayı öğretiyoruz”…